Basari etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Basari etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ulusal ataleti yenmek için üç model

Atalet kelime anlamı olarak “eylemsizlik hali” demektir. Gündelik dilde atalet halini ifade etmek için, tembellik, miskinlik, ağırkanlılık, durağanlık, hantallık, yeis gibi kelimeler kullanılır.

Atalet üç düzeyde yaşanabilir:
1. Kişisel atalet.
2. Kurumsal atalet.
3. Ulusal atalet

Bireylerin atalet halinde olmaları, o bireylerin yönettiği kurumların atalete düşmesine neden olmaktadır. Ataletli bireyler ve kurumlar da bir araya gelerek ataletli toplumları oluşturmaktadır.

Bir ülkede sorunların ve çözümlerin neler olduğu, bu çözümleri kimlerin uygulaması gerektiği biliniyor, çözümsüzlüğün bedelleri her gün ödeniyor ama yine de yapılması gerekenler yapılmıyor ise, o ülkede atalet hali oluşmuş demektir.
Toplumsal ataletin sonuçları nelerdir?Atalet halini yoğun ve yaygın olarak yaşayan toplumların “yapabilecekleri” ile “yaptıkları” arasındaki fark gittikçe açılır. Verilen kamusal sözler genellikle tutulmaz ve işler sürüncemede kalır. Toplumsal atalet halinin egemen olduğu toplumlarda; bu durumun sonucu olarak, kişisel ve kurumsal atalet hali de yaygındır. Toplumsal ataletin önemli sonuçlarından biri de yoksulluk ve yolsuzlukları artırmasıdır.

Toplumsal atalet ile ilgili tespitler
Atalet oluşumuna neden olan iki türlü davranış vardır: Yapmamız gerektiği halde yapmadıklarımız ve yapmamamız gerektiği halde yaptıklarımız.

Her ataletli toplum, ataletini yenebilecek gücü kendi içinde taşır. Bu enerjinin kullanılmasını engelleyen şey de ataletin kendisidir. Ataleti yenebilmek için de ataleti yenmek gerekir.

Hiçbir toplumsal atalet hali sonsuza kadar sürmez. Ataleti ya onu yaşayanlar kırar yada felaketler!

Bir toplumun başına gelen olaylar değil, o olaylara verdiği anlamlar onu atalete düşürür.

Toplumsal atalet hali kalıcılığını, atalet halinin uzun süre devam edeceğine dair inançtan alır.

Türk insanı ne kadar atalet içerisinde ise, Türkiye de o kadar atalet içerisindedir. Türk insanı neden atalet çerisinde ise, Türkiye de o nedenle atalet içerisindedir.
Ataletli insanlar, atalet halinde yaşamaktan dolayı çektikleri acı, ataletin kırılması anında çekeceklerini sandıkları acıdan daha fazla oluncaya kadar, atalet haline son verilmesine içten içe direnç gösterirler.

Kendi sert gerçekleriyle yüzleşme cesareti bulamayıp, kendini sosyal illüzyonlarla kandıran toplumlarda atalet oluşumu daha fazla görülmektedir.

Toplumsal atalet haline son verme modelleri
Ulusal ataleti kırmak için kullanılabilecek üç farklı model vardır:
İnsan mühendisliği modeli
Toplum mühendisliği modeli
Sistem mühendisliği modeli

İnsan mühendisleri, insanları teker teker ataletten “arındırmak” gerektiğini savunur. Toplum mühendisleri, toplumu bir bütün olarak ataletten arındırmak gerektiğini savunur. Sistem mühendisleri ise, insanların önünü tıkayan değil açan bir sistem (yapı) kurmak gerektiğini savunur.

İnsan mühendisliği insanda, toplum mühendisliği toplumda, sistem mühendisliği ise sistemde değişiklikler ve düzeltmeler yaparak atalet haline son vermeye çalışır.
Sürecin yönü açısından bakıldığında; toplum mühendisliği tepeden tabana; insan mühendisliği tabandan tepeye; sistem mühendisliği ise, yapının merkezinden değişimi başlatır. Ataletin ve başarısızlığın kaynağını; insan mühendisliği bireylerde, toplum mühendisliği yöneticilerde, sistem mühendisliği sistemlerde arar.

Sistem mühendisliğinde mekanizmalar, insan doğasına ve yüksek performansa göre tasarlanır. Toplum mühendisliğinde ise, “tepedekilerin” görüş ve menfaatlerine göre sistem kurulur. Asyatik toplumların temel karakteri, toplum mühendisliği modeli ile iş yapmalarıdır.

Toplumumuzun kollektif ruhunun ve Türkiye’ye egemen olan kültürel iklimin, tembellikten tempolu çalışmaya, durağanlıktan dinamizme, miskinlikten motivasyona, pasiflikten proaktifliğe, çaresizlikten coşkunluğa, ataletten ataklığa dönüştürülmesi hepimizin dileğidir.
Yazar : Mümin Sekman

HAYAT KURTARAN 16 İPUCU !



Siz de vücudunuzla ilgili önemli detaylara; dikkat ederek sağlığınızı koruyabilirsiniz " diyor ve ekliyor: "Vücudunuz; siz fark etmeden sağlığınızla ilgili en önemli ipuçlarını veriyor." 

Prof. Bale’ye göre, tırnaktan gözlere, doğum kilosundan avuç içine kadar vücuttaki her şey birer gösterge. O halde bir test yaparak ne kadar sağlıklı olduğumuzu anlamak mümkün. Bale’nin " 

İşte hayatınızı kurtaracak 16 ipucu" dediği test söyle: 

1.Tırnaklar 

Tırnaklarınıza dikkatle bakin. Eğer hafif mavilik yâda; morluk görürseniz bu bir kalp hastalığıyla karsı karsıya olduğunuz anlamına gelebilir. Tırnaklarınızın aşırı kalın olması ya da üstlerinde tümsekler olması da nefes alma hatta akciğer sorunlarıyla karsı karsıya olduğunuzu gösterebilir. 

2. Nefeslerinizi Sayın 

Eğer dakikada 15 kez ve daha altında nefes alıp veriyorsanız sağlıklı ciğerlere sahipsiniz demek... Eğer 25 kez nefes alıp veriyorsanız o zaman sağlığınıza dikkat etmelisiniz. 

3. Gözler 

Aynada gözlerinizden birine bakin. İris’in etrafında beyaz bir daire varsa kolesterol seviyeniz yüksek anlamına geliyor. Bu ayni şekilde yaklaşan kalp sorunlarının da en büyük habercisi. 

4. Avuç içinize bakin 

Avuç içlerinize dikkatle bakin. Eğer kırmızı ve lekelilerse karaciğerinizde sorun var demek. 

5. Hafıza kontrolü 

Bir tepsinin üstüne rasgele 10 eşya koyun. Tepsiye sadece 10 saniye bakin. Kaç tanesini hatırlayabildiniz? İyi bir hafızanızın olması Alzheimer’le karsılaşma riskinizin daha az olacağı anlamına geliyor. 

6. Kas kontrolü 

Sırt üstü yatın. Bacaklarınız dümdüz olsun. Bir bacağınızı havaya kaldırın. Bir kişinin ayağınıza bastırmasını isteyin. Eğer bacağınız yere düşüyorsa, kaslarınız da bir zayıflık olduğu anlamına geliyor. 

7. Görünüş 

Gözünüzün hemen altında elmacık kemiğiniz üzerine bir cetvel yerleştirin. Sonra cetvelin üstüne bir kredi kartı yerleştirin kartı en rahat okuduğunuz uzaklığı ölçün. 

Ne kadar yakına gelirse gelsin kartı rahat okuyabiliyorsanız göz sağlığınızın iyi olduğu anlamına geliyor. 

8. Tiroit misiniz?

Kollarınızı yere paralel olarak tam karsınızda birleye uzanıyormuş gibi uzatın. Ellerinize dikkat edin. Eğer elleriniz bu pozisyonda titriyorsa o zaman tiroit olma riskiniz çok. 

9. Düz yürümek 

Yere bir metre uzunluğunda bir çizgi çizin. Üzerinde rahat yürüyebiliyorsanız, vücudunuzun koordinasyonu iyi isliyor demektir. 

10. Doğum kilonuz 

Annenize kaç kilo doğduğunuzu sorun. 3 kilonun altında doğmuşsanız kalp sorunlarıyla karsı karsıya kalabilirsiniz. 

11. Beliniz kalın mı? 

Vücut sekliniz elmaya benziyorsa, yani yağlarınız belinizin çevresinde toplanıyorsa, kalp sorunu yasama riskiniz daha fazla. 

12. Tuvalet sıklığı 

Her 3 saatte bir tuvalete birden çok gitme ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Diyabetin en erken alarmlarından biri sık tuvalete gitmektir. 

13. Nabız kontrolü 

Nabzınız ne kadar yavaş atıyorsa o kadar uzun yasayacaksınız demektir. Yani nabzınız 70’in altındaysa sağlıklısınız anlamına geliyor. 

14. Dişlerinizi fırçalayın 

Eğer dişleriniz kanıyorsa, kalbiniz tehlikede demektir. 

15. Parmak uzunluğu İşaret ve yüzük parmakları ayni uzunlukta olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha fazla. 

16. Ayak Bilekleri Baş parmağınızla ayak bileğinizin arka kısmına bastırın. Eğer bastırdığınız noktada çok fazla çukurluk oluşuyorsa, o zaman kalp, akciğer, böbrek sorunlarıyla karsı karsıya kalabilirsiniz. 



Kaynak : yenibiris.com

Ozgecmis Ipuclari CV

Özgeçmiş İpuçları

İyi bir kapak yazısı özgeçmişinizi zenginleştirecektir. Özgeçmişinize uygun en iyi Özgeçmiş tip formatını seçin. İyi yazılmış bir özgeçmiş kolayca bulunmanızı sağlayacaktır. (Özgeçmiş oluşturmadaki aramada kullanılacak kelimler bölümü) İş tecrübenizdeki boşluk sürelerin akıllıca doldurulması gerekmektedir.


Özgeçmişinizi işlevsiz duruma getirecek 6 HATA:

Eleman alan profesyoneller insan kaynakları uzmanlarına göre aşağıdaki hataların sıkça yapıldığını ve bu hatalardan dolayı özgeçmişlerin dikkate alınmadığı belirtilmektedir.

HATA 1: Tarihlerin belirtilmemesi

Tarih belirtilmemiş özgeçmişler genelde dikkate alınmamaktadır. Çünkü adayın bilgi sakladığı düşünülmekte, örneğin geçmiş is tecrübeleri, işsiz geçen süreler bilinmediğinden negatif bir izlenim bırakmaktadır.

HATA 2: Az sayıda başarıdan bahsedilmesi

Bir Özgeçmiş yetenekleriniz ve kabiliyetlerinizi pazarlayan bir dokümanın tasarlanmış halidir. Dolayısı ile bu bir pazarlama işi olduğuna göre başarılarınızın altını çizin ve mütevazi olmayın.

HATA 3: Güncel olmayan bilgiler yazılması


Özgeçmişiniz sizin hayat hikayeniz değildir. İşverenler son zamanlarda neler yaptığınızı öğrenmek ister. 30 yıl veya daha fazla önceki iş tanımının yazılması Özgeçmişinizi gölgeleyecektir.

HATA 4: Danışman Unvanının kullanılması

Bazı adaylar mevcut is durumlarını tanımlarken danışman deyimini kullanmaktadırlar. Ancak bu terim çok geniş anlam taşıdığından İnsan kaynakları uzmanlarını veya işverenleri rahatsız eder. Danışman unvanı sadece belirli bir görev veya spesifik bir proje için kullanılabilir.

HATA 5: Çelişkili Bilgi

İnsan kaynakları uzmanları veya işverenler aday listelerinde adayların detaylı özgeçmiş bilgileri ve resimlerinin gereksiz olduğu konusunda hemfikirlerdir. eleman.net deki özgeçmişiniz sadece is arama veya işverenlerce aramada kullanılan birinci adımdır. Önemli olan bu aramalar sonucunda yüzlerce aday
içerisinde mülakata çağrılacak olmanızdır. Özgeçmişinizde yazılacak her kelimenin anlamlı olması ve yeteneklerinizi pazarlayabilecek şekilde seçilmesi gerekmektedir.

İLETİŞİM AĞINI UNUTMAYIN

İşsiz orta seviyede yönetici özgeçmişi bir tam zamanlı başvuru olmalıdır. ABD'de ki istatistiklere göre iş fırsatlarının %80'ni iletişim ağında doldurulmaktadır. Dolayısı ile her tanıdığınızla görüsün. İletişim ağı kapsamında kişisel, kurumsal temaslar, önceden çalıştığınız insanlar, sizin için çalışan insanlar, müşteriler, satıcılar, temsilciler, ajandanızdaki tüm ilişkide olduğunuz kişiler, dernekler ve tabiî ki kariyer siteleri ile temas halinde olun. Etkili bir özgeçmiş ve bir iletişim şansınızı artıracaktır.


İlk izlenim çok önemlidir.


"Be Who you are (Kendiniz gibi olun)"

LEGOLAR IS HAYATINDA!


LEGOLAR İŞ HAYATINDA!

Yazan: Ekin Türkantos

Eskiden çocukların severek oynadığı lego, artık yetişkinler için de farklı bir model geliştirdi. Yedi yıllık bir Ar-Ge çalışması sonucunda iki yıl önce hayata geçen ''Lego Serious Play'' adlı yeni lego blokları iş dünyasında yaratıcılığı arttırmak için kullanılıyor. Modern bir danışmanlık ve sorun çözme aracı olarak görülen bu yeni legolar, iş dünyasına özel uyarlamalarla çalışanları iş yerlerinde daha verimli hale getirmeyi amaçlıyor. Türkiye''de henüz çok yeni bir kavram olan bu motivasyon aracının Türkiye''deki tek yetkili uygulama ortağı, Kaleideskop Yönetim Danışmanlığı. Legolarla yetişkinleri çocukların dünyasına götüren eğitimden yararlanmak isteyen şirketler, danışmanlık merkezine başvurusunu yapıyor ve uygun bir gün saptanıyor. Katılımcılar, genellikle 6-15 kişilik gruplar halinde, lego bloklarını kullanmayı öğreniyorlar.

''Hikaye anlatma'' isimli teknik ve oyun senaryolarıyla bir şirketin ya da takımın nasıl çalıştığı, çevresiyle nasıl bağlantılar kurduğu ortaya çıkarılıyor. Eğitime katılanlar hayal güçlerini kullanarak sorunun kaynağına iniyor ve kendilerine verilecek ipuçlarından bir model yapıyorlar. Ardından konuyla ilgili olarak herkesin düşüncesi ortaya çıkıyor ve eğitime katılan danışman tarafından rapor ediliyor. Sonuç ise her zaman olumlu oluyor. Pazara yeni bir ürün sürme, inovasyon, lider geliştirme, takım yaratma, kurumsal değerler gibi farklı alanlarda uygulanabilen bu yöntem, işe alımlarda kişinin yaratıcılık yönünü ölçmek açısından da etkili oluyor.

99 yılında Lego Group ve İsviçre''deki IMD Business School''dan (Ticaret Okulu) profesörlerle birlikte geliştirilen bu yeni eğitim modeli, dünyada 300''den fazla firma tarafından uygulanıyor. Kaleideskop Yönetim Danışmanlığı Kurucusu ve Genel Müdürü Karsten Pillukeit, "Lego Serious Play''i markamızın ''Düşle, Keşfet, Başar'' vaadine uyduğu için Türkiye''de temsil etmeye karar verdik.


LEGOLARLA ÇÖZÜM STRATEJİLERİ

Eğitim kapsamında sorunun altında yatan sebepler gösteriliyor ve bulguları doğrulamak için çeşitli gelecek senaryoları canlandırılıyor. Eğitime katılanlar ciddi iş hayatının oyun gibi yansıtılmasından zevk alıyor. Program sonunda, karar sürecine bire bir dahil olduklarından çözümlerin uygulanmasına daha fazla motive oluyor ve inanıyorlar" sözleriyle eğitimin içeriğini anlatıyor. Sertifikalı danışmanlar tarafından yürütülen eğitimlerde içerik müşterinin ihtiyaçlarına göre şekilleniyor. Kişi, şirket veya takıma hitap eden üç boyutlu modeller yapmak ve geleceğe dair senaryoları canlandırmak; bilgiyi, güveni ve bağlılığı arttırıyor. Böylelikle klasik toplantı anlayışının da dışına çıkılıyor.

İnsanların elleriyle bir şeyler yarattıklarında, aynı anda zihinlerinde de teori ve bilgiyi oluşturabildiklerini anlatan Pillukeit: "Beyin araştırmaları yapan Kanadalı Penfield beyin hücrelerinin yüzde 80''inin elleri koordine etmek için kullanıldığını bulmuş. Bu el - beyin bağlantısından yola çıkarak, katılımcılar bir bakıma elleriyle düşünüyorlar diyebiliriz."

Çözüm stratejileri oluşturacak hemen her sorunun legolar ile çözülebileceğine inanan Pillukeit İstanbul trafiği, turizmin geliştirilmesi, çevrenin korunması, önemli bir karşılaşma öncesi Milli Takım ile takım yaratma çalışması gibi konularda uzman kişilerle etkili çalışmalar yapılabileceğini söylüyor.

Bu eğitimle çalışanların fikrini rahatça ifade edebileceği bir ortam yarattıklarını anlatan Pillukeit, bu tür eğitimlerin klasik toplantı anlayışından uzak olduğu için de ilgi gördüğünü belirtiyor. www.kaleideskop.com
Kaynak : www.aksam.com.tr

Reklamci olmak mi istiyorsunuz?


Reklamcı olmak mı istiyorsunuz?

Reklamcılık gerçekten çok dinamik ve hareketli bir sektör. Özellikle bir prodüksiyon şirketinin içine girdiğinde bu rahatlığı ve dinamizmi hissedebiliyor insan ancak herşey bu kadar güllük gülistanlık mı ?


Doğru. Ben de dahil olmak üzere reklam sektörüne bu özelliği sayesinde fazlaca ilgi gösteriyorlar. İşin içine girince her mesleğe özgü olarak bir takım zorluklar var. İşin yapısından kaynaklanan, biraz daha farklı olarak anlık problemlerden kaynaklanan zorluklar reklamcılıkta biraz daha fazla karşımıza çıkıyor.

İnsanlar sıradan, normal, tekdüze kariyer yaşantısından uzak durmak ve buna alternatif olarak reklamcılıkta kariyeri tercih ediyorlar diyebilir miyiz? Daha özgürlükçü olanlar reklamcılığa daha yatkın olduklarını düşünüyorlar diyebilir miyiz?

Levent Tunca: Reklamcılığı katılımcıların nasıl anladığını ben biraz konuşmak istiyorum burada. Reklamcılık çok geniş bir silsile aslında sadece yaratıcı fikir üretmekle olmuyor bunun öncesinde ve sonrasında yapılması gereken epey bir iş var. Stratejik planlama, fikir yaratımı, senaryo, göreselleşme, yapm ve medyada yayınlanma aşamaları var. Bunların hepsine baktığınızda reklamcılığın bu kadar yaygın talep görmesinin nedeni de bu geniş yelpaze içerisinde kişilerin kendilerine uygun işi bulabileceklerini düşünmeleri. Bu tabi çok renkli ve işin içine girdiğinizde zorlukları da olan bir iş kolu.

Reklamcılık dediğimiz zaman reklamcılık içerisinde insanların çalışabilecekleri farklı farklı kariyer olanaklarına sahip olabilecekleri bölümler de var. Prodüksiyon bunlardan bir tanesi, metin yazarlığı bir başkası. Siz kendi grubunuz dahilinde eleman alırken hangi işe nasıl özellikte bir insanı yerleştireceğiniz konusunda nasıl karar veriyorsunuz?

Levent Tunca: Öncelikle kurumun içinde hangi işin nerede durduğunun belirlenmesi gerekiyor yani organizasyon yapısının, şemasının bir çıkması gerekiyor. Daha sonra bu organizasyon yapısı içindeki iş tanımlarının oluşturulması gerekiyor. Bir reklam ajansında stratejik planlama, yaratıcı grup, grafik müşteri ilişkileri ve prodüksiyon bölümleri vardır. Her bölümün gerektirdiği özellikler yapılan işe göre değişir. Örneğin bir metin yazarının ön planda olmasını bekleriz ve metin yazarı işe alacaksak bu yetkinliklere sahip olup olmadığına bakarız. Bunu da insan kaynakları birimi ve kişinin işe alınacağı birimin yaptığı mülakatlar yoluyla yaparız. Yetkinliğin varlığını gösteren bir takım davranışlar ya da olmadığını gösteren bir takım davranışlar vardır.Bunlara bakılır, testler uygulanır ve o kişinin yetkinliklerinin, kişiler özelliklerinin, davranış özelliklerinin o işe uygun olup olmadığı araştırılır.

Bu saydığınız bölümler arasında, hangi bölüm için hangi yetkinlikleri ön plana çıkartarak işe alım yapıyorsunuz?

Levent Tunca: Örnek olarak yaratıcı grupta yer alacaksanız ve metin yazarı olacaksanız yaratıcı olmanız, sözlü ve yazılı iletişimde iyi olmanız beklenir.

Nasıl tespit ediyorsunuz peki bunu?

Levent Tunca: Dediğim gibi bir takım testler var, örneğin Thomas. Başka ajansların kullandığı bir takım testler de var. Kişinin daha önceden deneyimi varsa yaptığı işlere bakıyoruz. Birebir mülakatlar yoluyla kişinin özelliklerini anlamaya çalışıyoruz. Mülakatı yapan kişinin özelliklerine de bağlı, tecrübesine bağlı. Türkiye’nin büyük reklamcılarından biri anlatmıştı. Görüşmeye birini alıyor ve bir bahaneyle dışarı çıkıyor ve 3-4 dakika sonra geri geliyor. Geri geldikten sonra ilk sorusu ‘arkanızda ne var?’ oluyor.Yani göremediği yerde ne var. Siz odada yokken o kişi merak edip arkasında ne var diye bakmış mı? Merak, ilgi, heves, algılama. Kişinin bulunduğu ortamı değerlendirmesi. Bu çok güzel bir örnektir. Mülakat sırasında karşınızdakikişinin özelliklerini değerlendirmeye dair.

Staj çok kiritk bir nokta ve reklamcılık sektörüyle ilgili çok da tartışılan bir nokta. Reklamcılık sektörünün bu anlamdaki imajı da çok iyi değil, bozuk imaj problemi var. insankaynaklari.com kullanıcılarından İstanbul’dan İpek Yeğinsu bize bu paralelde bir soru sormuş. ‘Çok fazla reklamcıyla görüştüm hiç biri reklamcılık sektöründen kariyeri tavsiye etmedi. Çok az paraya yıllarca ayak işi yaparsın dediler.Ben ululsararası ilişkiler mezunuyum. Metin yazarı ya da art direktör olmak istiyorum sizce ne yapmalıyım?’Sıkıntı hem staj süreleriyle ilgiliolarak hem de az paraya uzun süre çalıştırma imajıyla olarak çıkıyor. Ne derece doğrudur ya da ne ebattaki şirketler için doğrudur?
Levent Tunca: İkisi birbiriyle bağlantılı. Uzun staj dönemi ve az paraya uzun süre çalıştırmak, ikisi de birbiriyle bağlantılı. Maalesef sektörde böyle bir imaj var. Biz kendi hesabımıza bu imajı yıkmak için kendimiz bir staj programı başlattık. Stajda bir de tanıdık problemi vardır reklam sektöründe de diğer sektörlerde de. Bunu engellemek ve gerçekten hakedene stajı verebilmek için websitemizde staj bölümüne girerlerse üç soruyla karşılaşacaklar. Herhangi birini seçip, 1000 kelimeyi aşmayacak bir yazıyla görüşlerini bize ulaştırırlarsa ve biz inceledikten sonra bu kişinin reklamcılıkla ilgili yetenekli, yetiştirilebilecek ve yararlı olduğunu görürsek o kişiyi staja davet ediyoruz.

Reklamcılık sektörününde çalışan sirkülasyonunun çok fazla olması, işin zor olmasından kaynaklanıyor olabilir mi?

Levent Tunca: Çok doğru. Eleman değişim oranı yüzde 20-25 civarında, bizim şirkette de o civarda. Ama kimler gidiyor, kimler değişiyor diye baktığınızda da genelde 5 yılın altında özellikle de bir senesi dolmadan giden insan çok fazla. Daha gençler, sabırsızlar, bazen ne istediğini bilmeden gelmiş, ajansta aradığını bulamamış olanlar var. 5 yılın üstünde değişim oranı düşük. Ajanslarda da kıdem süresi 5 yıl ve üzerindedir.

Reklamcıların çoğunun ofis boyluğundan yetiştiği doğru mu?
Levent Tunca: Ofis boyluktan değil ama zamanında reklamcıların çoğu ofis boy gibi çalışmıştır.

Reklamcılık için bu işin eğitimini almış olmak şart mıdır?

Oğuz Peri: Çok kişisel bir cevap olacak ama bence değil. Çevresini iyi takip eden, sosyal hayatı iyi olan, haberleri bilen, iyi bir kitap okuru çok rahat metin yazarı olur gibi düşünüyorum. Bunların dışında kendisine bir formasyon olarak iletişim okulu ekleyebilmişse bir artısı vardır ama tek koşul gibi görmemek lazım.

Levent bey siz kendi eleman seçiminizde bu işin okulundan gelenleri ön plana çıkarıyor musunuz?

Levent Tunca: Bu işin okulu derken ne kastettiğinize bağlı. Yani reklamcılık ya da iletişim bilimleri bölümleri çok yeni Türkiye’de. İstanbul Üniversitesi’nde var, Marmara’da var, özel üniversitelerde var. Reklamcının illa buralardan gelmiş olması değil ama bir üniversite eğitimi almış olması gerekir. Mühendislik ya da tıp okumuş olmasında oranla sosyal bilimler okumuş olması adaptasyonunu kolaylaştıracaktır. Sadece eğitim de değil, sosyal aktivite olarak da reklamcılığa ilgi duymuş olması, o alanda birşeyler yapmış olması, kendisini yetiştirmiş olması önemli bir artı olur.

Sektörde, özellikle giriş aşamasında nasıl ücretler söz konusu?

Levent Tunca: Giriş aşamasında 1000-1500 YTL arasında aylık nakit ücretler söz konusu. İleriki aşamalarda bu rakam yükseliyor tabi ki.

Kaynak:www.insankaynaklari.com

Cv Hazirlama Teknikleri

jobstar, cv hazırlayacak olanlara bazı öneriler sunuyor.

  • Asla yazım hatası yapmayın! Bir tane bile…
  • Sizi işe alacak kişiyi hitap alın. İnsan Kaynakları Departmanına yollanan özgeçmişler daha zor bir süreçten geçerler. Eğer iş alımını kimin yaptığını bulabiliyorsanız yazınızın başına ilgili kişinin ismini yazın. İsmin ve ünvanın doğru olduğundan emin olun. Biraz formalite kullanmak ve Soyadının başına Bay, Bayan, Dr, Prof koyarsanız uygun olacaktır.
  • Kendi kelimelerinizi kullanın ve sizin ağzınızdan yazıldığı belli olsun. İşverenler bilgi, istek ve odaklanma ararlar.
  • “Doğal” olmak birçok insanı sinirli yapar. Hele yazım hataları ve gramer kurallarına dikkat ediyorsanız daha da gergin olabilirsiniz.
    (çevirmen notu: Yazım kurallarını kontrol etmek için tdk.gov.tr den faydalanabilirsiniz.)
  • Şirket ve sektör hakkında bilginiz olduğunu gösterin. Bu noktada araştırma yapmanız gerekecek. Ancak çok da ileri gitmeyin. Sadece şirketi bir telefon rehberinden bulmadığınızı, onların kimler olduğunu ve neler yaptığını bilerek onları seçtiğinizi gösterin!
  • İşverene anlamlı gelen terim ve deyimleri kullanın. Bir iş ilanı üzerinden başvuru yapıyorsanız ilandaki terimleri (SQL, Excel vs..) kullandığınız yerlerde KOYU harfler kullanabilirsiniz.

Ön Yazı Örneği - 1
Ön Yazı Örneği 2

isminiz
iletişim adresiniz
şehir, ülke, posta kodu
Telefon numaraları
e-posta adresi


Tarih (gün,ay,yıl)

İlgili kişinin ismi
Ünvanı
Şirketin ismi
şirketin İletişim adresi
şehir, ülke, posta kodu

Sayın Bay(Bayan) soy isim

Yazınıza okuyucunuzu kapacak bir şekilde başlayın, sizinle bir bağ kurmasını sağlayın. gerek bir araştıran soru, gerekse bir alıntı.
Sonunda: özetle hangi iş için başvurduğunuzu söyleyin.

Yazınızın orta bölümü sizin özelliklerinizi anlatan, kalifiye olduğunuz noktaları gösteren 1-2 kısa paragraftan oluşmalı
Özgeçmişinizi özetlemeyin! isterseniz kolon stili veya satır başlarında nokta stilini kullanabilirsiniz.

Son paragrafınız bir sonraki adımı anlatmalı ya da okuyucunun sizi görüşmeye çağırması için teşvik etmeli. Teşekkür ederim diyerek tamamlayın.

Bilgilerinize arz ederim,

El ile atılmış
İmzanız.

Bilgisayarda yazılmış
İsminiz

CV Örneği

Özgeçmişinizi hazırlamak için birçok farklı alternatif kullanabilirsiniz. Ancak Avrupa Birliği standartında bir CV hazırlamak istiyorsanız Europass CV sayfasında her Avrupa dilinde bulabileceğiniz hazır CV örneklerine hem Word biçiminde hem de OpenOffice biçiminde indirebilirsiniz.

Türkçe CV Örneği
İngilizce CV Örneği

Ayrıca bir de oldukça şık olduğunu düşündüğüm bu CV örneğini de kullanabilirsiniz.

Basari uzerine soylenmis sozler

BAŞARI ÜZERİNE SÖYLENMİŞ EN GÜZEL SÖZLER!

Başarı bir yolculuktur, bir varış noktası değil. Ben Sweetland

Ahlak konusunda en önemli dersler kitaplardan değil, yaşanan deneyimlerden alınır. Mark Twaın

Coşku, zekadan daha önemlidir. Albert Eınsteın

Başarının sırlarından biri, geçici başarısızlıkların bizi yenmesine izin vermemektir. Mark Kay

Yapabildiğimiz herşeyi yapsaydık, buna kendimiz bile şaşardık. Thomas Edison

Arzu varsa çözümde vardır. Anonim

Olumsuz düşünceleri zihinsel canavarlar halini almadan önce yok edin. Anonim

Düş kurmak değil, bir düşe sahip olmamak budalalıktır. Clıff Clavın, Cheers

Dünyada bir çok kabiliyetli kişiler, küçük bir cesaret sahibi olmadıkları için kaybolurlar. Sydney Smıth

Durmak ölüm, taklit uşaklıktır, çalışmak ve yetişmek ise hayat ve hürriyettir. L.Y. Rauke
Ne başarırsanız başarın, size yardım eden mutlaka vardır. Athea Gıbson

Başarı isdediğini elde etmek, mutluluksa elde ettiğini sevmektir. Brown

Mağlubiyete uğrayınca ümitsizliğe kapılma, her başarısızlıkta bir zafer arzusu yatar. Germaın Martın

İyi bir başlangıç, yarı yarıya başarı demektir. Andre Gıde

Her şeyin mühim noktası, başlangıçtır. Eflatun

Bütün büyük işler, küçük başlangıçlarla olur. Cıcero

Çalışanlar, kötülük düşünmeye vakit bulamazlar. Çalışmayanlar ise, kendilerini kötülükten kurtaramazlar. Hz. Ali

Basit bir adamın elinden geleni yapmaya çalışması, zeki bir adamın tembelliğinden iyidir. G. Gracıan

En büyük zaman hırsızı kararsızlıktır. C. Floru

İyiliği, hastalığı, sefaleti, mutluğu, zenginliği, fakirliği yapan zihindir. Edmund Spencer

Gülümseyin: öyle samimi ve sıcakolun ki her sıktığınız ele, ruhunuzu da katın. Dale Carnegia
Yapabilirler çünkü yapabileceklerini düşünüyorlar. Virgil

Limiti koyan zihindir. Zihin bir şeyi yapabileceğini kestirebiliği kadar başarılı olur. Yüzde 100 inandığın sürece her şeyi yapabilirsiniz. Arnold Schwarzenegger

Aradığını bilmeyen, bulduğunu anlayamaz. Cladue Bernard

Bazı yenilgilerin nedeni, insanların işi yarıda bıraktıklarında, başarıya ne kadar yakın olduklarını bilememeleridir. Thomas Edison

Demir mıklatısa aşıktır. Hep ona doğru koşar, zaferde sabra aşıktır ve devamlı ona koşar. Sühreverdi

Her eylemin atası düşüncedir. Ralph Waldo Emerson

Taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir. Latin Atasözü

Batan güneş için ağlayın, yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin. Dale Carnegde

Zor bir iş, zamanında yapmamız gerekip de yapmadığımız kolay şeylerin birikmesiyle oluşur. . Henry Ford

Plansız çalışan kimse, ülke ülke dolaşıp hazine arayan bir insana benzer. Descartes

Rüzgarın yönünü tayin edemeyiz ama geminin yönün değitirebiliriz. Enaca

7 Gunde Zekanizi Parlatin

7 GÜN BUNLARI YAPIN, ZEKANIZ PARLASIN!

Yazan: Ana Kaynak: The Guardian-Men�s Health

7 günde Einstein gibi olmanın yolları

Hangimiz bir gün yataktan kalkıp da daha akıllı olduğumuzu görmek istemeyiz ki? Bu dilek her ne kadar ütopik olarak görülse de bir bilim adamının yöntemi, 1 hafta gibi kısa bir sürede, zekayı yüzde 40 oranında artırmanın mümkün olduğunu ortaya koydu. Beynin herhangi bir kas gibi olduğunu ve egzersizlerle güçlenebileceğini öne süren İskoçya�daki Edinburgh Üniversitesi�nin Biyomedikal Bölümü�nden Prof. Mark Lythgoes�in 1 hafta süren programı BBC�de yayınlandı. Programa katılan 100 kişinin IQ�larında, yüzde 40 oranına varan artış görüldü. Bu artış katılımcıların programa katılmadan önce girdikleri testle, programdan sonra uygulanan test sonuçları karşılaştırılarak elde edildi.

İşte bir haftalık program

Cumartesi: Dişinizi her zaman kullandığını elinizle değil, diğeriyle fırçalayın. Ve gözünüzü kaparatak duş alın.

Pazar: Sabah saatlerinde bulmaca çözün. Ve kısa yürüyüşe çıkın.

Pazartesi: Akşam yemeğinde yağlı balık yiyin. İşe ya yürüyerek ya bisikletle ya da daha önce kullanmadığınız bir araçla gidin.

Salı: Sözlükten bilmediğiniz sözcükleri öğrenin. Ve bunları günlük konuşmanızda kullanmaya çalışın.

Çarşamba: Yoga, Pilates ya da meditasyon derslerine katılın. Daha önce tanımadığınız bir insanla konuşun.

Perşembe: İşe daha önce kullanmadığınız bir yoldan gidin. Televizyondaki ciddi bilgi programlarını izleyin.

Cuma: Alkol ve kafein tüketmekten kaçının. Alışverişe çıkarken listeyi ezberlemeye çalışın.
Kaynak : www.vatanim.com.tr

Is Gorusmesinde Yapilan Hatalar

İş Görüşmesinde Yapılan Hatalar
2007-09-24 07:59
İş Görüşmelerinde Yapılan Hatalar ve İnsan Kaynakları Birimlerinin Yanlışları.Psik. Dan. Selçuk Arıcı 'nın Yazısı




Herkes yetişkinlik döneminin daha başlarından itibaren, hatta bazılarımız daha küçük yaşlardan itibaren iş hayatına bir şekilde girmiş bulunmaktayız. Çünkü herhangi bir işte çalışmak, hayatımızı idame ettirmemiz için bir iş sahibi olmamız, çalışmamız gereklidir. Eğer bir işte çalışmıyorsanız veya henüz işsiz iseniz elbette ki bunun pek çok olumsuz etkilerini de yaşıyorsunuzdur. Örneğin işsiz kalmanın verdiği stres bozukluğu, çevrenize karşı küçük düşme hissiyatı, işe yaramazlık sendromu, hayata küsme, umutsuzluk, çaresizlik hissi vb. daha birçok olumsuz etken sizi yer bitirir. Bütün bunlarla birlikte iş arayan adaylar ve görüşmeyi yapan insan kaynakları çalışanları arasında sıcak ve samimi bir sinerjinin kurulduğu söylenemez. Şimdi size bu yanlışlardan bahsetmeye çalışacağım. Bu yanlışları ortaya koyarken iki taraflı anlatmaya çalışacağım. Bunlardan birincisi iş arayanların yaptıkları yanlışlar ve karşılaştıkları güçlükler. İkincisi ise görüşmeyi yapan insan kaynakları çalışanlarının yapmış oldukları belirgin yanlışlıklar şeklinde sıralanacak.





1- İş Arayan Adayın Karşılaştığı Güçlükler ve İş Arama Sürecindeki Hatalar:





İlk iş görüşmenizi hatırlıyor musunuz ? Nasıl hazırlanmıştınız ? Neler konuşmuştunuz ? Nasıl giyinmiştiniz ? Görüşme sırasında nasıl tepkiler vermiştiniz ? Şimdi bütün bunları kısacık ta olsa gözünüzün önüne getirmenizi istiyorum. Sonrada ilk işe alındığınız görüşmeyi aklınıza getirin. Ve şimdi de her ikisini karşılaştırın. Ne gibi farklar olduğunu belirleyin. Şimdi kendi zihninizde yaptığınız bu küçük yolculuktan sonra yazdıklarımı düşünmenizi istiyorum ve burada yazılanlarla, sizin kendi davranış stilinizi karşılaştırmanızı isteyeceğim. İşte başlıyoruz.





İlk iş görüşmemi hatırlıyorum da hayatımın en heyecan verici ikili diyaloğuydu sanki. Karşımdaki soruyor, ben cevaplıyorum. O soruyor ben yutkunuyorum. O soruyor, ben düşünüyorum. O soruyor, benim sesim titriyor. O güne kadar bir iş görüşmesine katılmadığım için bütün bunlar bana garip gelmişti. Daha üniversite yıllarında yeni yetme bir delikanlı iken, kendime ne de güveniyordum oysa. Bütün ciddiyetimle ve gülümsememle ne kadar zor olabilir ki diye düşünüyordum. Ama kazın ayağı öyle olmuyormuş. Gerçekten görüşme sırasında öyle zor cevaplanıyormuş ki sorulan sorular, ne kadar yutkunduğumu hatırlamıyorum. Kalbimin hızlı hızlı çarpması da cabası. Ayaklarımın adeta titremesi ve vücudumun bu titremeyle yerinde duramaması ve sürekli aldığım derin nefesler de bütün bunların cabası. Acaba beni bu kadar heyecanlandıran neydi. O yıllarda 19 yaşında olmam bunda etkilimiydi ? Yoksa başka faktörlerde bulunmakta mıydı ? Yıllar sonra psikolojik danışmanlıkta okumam ve bu alandaki tecrübelerim ile insan kaynakları alanındaki deneyimlerimi ortaya koyduğumda o günü o kadar iyi analiz ediyorum ki. Tahmin ediyorum benim göürüşme esnasında yaşadıklarımın aynısını veya biraz daha farklı olanlarını sizler de yaşıyorsunuzdur. Bunlar neler mi olabilir ? Hadi birlikte inceleyelim.




span style="font-weight:bold;">a- Görüşmeye hazırlık:





Öncelikle o görüşmeye giderken hiç hazırlık yapmamıştım. Ne gideceğim firmayı doğru düzgün araştırmıştım ne de bana sorulabilecek soruları önceden düşünmüştüm. Oysa insan kaynakları çalışanları genellikle stabil bazı sorular sorarlar. İşte o zaman ben bunların bile cevabını görüşme sırasında düşünmeye çalışmıştım. Ve görüşme sırasında düşünülen her soruda verdiğim cevaplarda tutarsızlıklar ve karşı taraf tarafından çelişkili bulunmuştu. Oysa ben iyi niyetimle soruları cevapladığımı düşünüyordum. İçimden geldiği gibi ve doğal. Ancak birçok işe alımcı iş görüşmelerinde sizin doğal olmanızdan daha çok sizin verdiğiniz cevapların doğru ve dürüst olmasına ve tutarlılıklarına bakarlar. Daha profesyonel olanları ise sizin konuşmanızdaki tutarlılığınızdan tutun da şirket için ne kadar uygun olup olmadığınıza kadar birçok faktörü ilk yarım saatte bütünüyle anlayabilir. Bunun için görüşmeye gitmeden önce birinci kuralımız şu. Görüşmede sorulması muhtemel sorulara daha önce hazırlanın ve cevaplarınızı önceden belirmeye çalışın. Bunu tıpkı lise yıllarınızdaki sözlü imtihanınıza veya hazırlandığınız bir yazılı sınava benzetebilirsiniz. Eğer siz bir koşucu iseniz ne kadar çok antrenman yaparsanız o kadar kondisyonlu olursunuz. Daha az yorulursunuz ve daha yüksek bir efora sahip olursunuz. İşte bu da onun gibidir. Ne kadar ön hazırlık olursa, görüşmenizde o kadar verimli geçer. Görüşmeciye verdiğiniz cevaplarda o kadar akıcılık ve tutarlılık sağlarsınız. Elbette bu hazırlık bütünüyle doğru bilgi üzerine inşa edilmelidir. Yani ne çok abartın, ne de görüşmecinin sizin içinizdeki potansiyeli adeta bir sondajla delip çıkarmasını bekleyin. Kendinizi abartmadan ve övmeden sadece yaptığınız işleri, aldığınız başarıları düz ve gösterişsiz bir şekilde anlatmaya çalışın. Görüşme sırasında “ ben, bence vb.” ifadeleri daha az kullanmaya çalışın. Zira görüşmeci egonuzun yüksekte olduğunu düşünebilir. Kendinizi anlatırken veya deneyimlerinizden bahsederken bunu kendinizi övmeden, ben yaptım ben ettim demeden sade ve olduğu gibi anlatmalısınız. Hatta bana göre ne kadar alçak gönüllü ve mütevazi konuşursanız bu sizin için daha hayırlıdır diyebilirim. Bu sorulara hazırlanma meselesine gelince bunu da evde ayna karşısında diksiyon, jest ve mimiklerle çalışmanızın yerinde olduğunu düşünüyorum. Ne kadar çok tekrar yaparsanız görüşme sırasında o kadar az heyecanlanırsınız. Bir de iş görüşmesini hayatınızın en önemli olayı haline getirmeyin. İşe kabul edilseniz de edilmeseniz de sizin için her iki durumun da hayırlı olduğunu düşünün. Görüşmeyi yapacağınız şirket ne kadar iyi bir şirket olursa olsun hiçbir şirket sizden daha önemli değildir. En nihayetinde bazen iyi sandığınız işler kötü, kötü sandığınız işler de iyi olabilir. Tüm samimiyetimle söylüyorum ki ruhsal olarak iş aramayı bu şekilde düşünmelisiniz. Bunu hayati bir durum haline dönüştürüp gözünüzde büyütmeyin. Yoksa daha çok heyecana kapılırsınız ve görüşme sırasında çok fazla hata yapabilirsiniz. Sizin rahat olarak gittiğiniz bir görüşme, gergin olduğunuz bir başka görüşmeden daha hayırlı olabilir. En azından kazanmak için çalışıyorsanız kafanızın bir yerlerinde o işin sizin için hayırlı olup olmadığı fikrine de sahip olmalısınız. Asıl mutlaka başarmalıyım felsefesi insanı depresyona ve yenilgiye götürür. Çünkü sizin için veya bir başkası için herhangi bir konuda hiçbir şeyin mutlak gerçekleşmesi diye bir şey yoktur. Yani hiç kimse için hiçbirşey garanti değildir. O yüzden iş görüşmenize giderken Allah’tan sizin için hayırlı olanı isteyin. Bu sizin manevi olarak rahatlamanıza yardımcı olur. İnanıyorum ki Rabbim hiç kimsenin yürekten edilmiş dualarını boşa çevirmeyecektir.





b- Görüşme öncesi dış görünüş:





Başvurduğunuz pozisyonun içeriğine bakarak görüşmeye gideceğiniz kıyafeti seçmenizde fayda olduğunu düşünüyorum. Birçok mavi yakalı eleman alımında günlük yaşantıda giyilen kıyafetlerle bile iş görüşmesine gidilebilirken, pozisyonun ofis içi veya masa başı olup olmamasına göre veya başvurduğunuz pozisyonun önem derecesine daha şık takım elbise giymenizin faydalı olduğunu düşünmekteyim. Özellikle koyu renk takımlar veya gri tonları tercih etmeniz size ayrı birer güven verecektir. Ancak bir reklam ajansına veya tasarıma yönelik bir iş başvurusu yapıyorsanız koyu giyinmemenizi, aksine daha renkli kıyafetler giyinmeniz gerektiğini düşünmekteyim. Özellikle bayanların şık olurken, rüküş olmaması ve makyaj, parfüm gibi unsurları abartmamasının yerinde olacağı görüşündeyim. Kıyafet seçiminizi yaparken gerek kendinizi algılayış olarak ve gerekse de karşı taraf tarafından beğenileceğinizi hissettiğiniz kıyafetinizi giymeniz size güven verecektir. Ancak dediğim gibi özellikle bayanlar dekolte ve rüküş kıyafet giyme konusunda dikkatli olunuz. Unutmayın ki ilk intibah dış görünüşünüzle olmaktadır. Ülkemizde en çok mavi yakalı erkek çalışanların iş görüşmelerinde kıyafetlerine ve dış görünüşlerine önem vermeden gittiklerini gözlemlemekteyim. Zira birçok aday görüşmeye kirli sakal, saç ve sakal birbirine girmiş, belinden pantolunu düşen, kirli elbiselerle görüşmelere gelmekte ve bu da elbette ki kendilerinin lehine olmamaktadır. Hangi kıyafeti giyerseniz giyin kıyafetinizin temiz olmasına lütfen özen gösterin. Ter kokan, paspal giyinmiş, kendi kişisel bakımını yapmayan hiçbir aday ile görüşmelerin uzun yapılacağı kanaatinde değilim. Zira az önce belirttiğim gibi hiç kimse sizin içinizi, kalbinizden geçeni, o işi ne kadar iyi bildiğinizi ilk görüşmede anlayamaz. Ama sizin dış görünüşünüzden yola çıkarak sizinle ilgili kendi kafasında bir şeyler canlandırmaya çalışır. Bazı araştırmalara göre bir kişi ile ilgili ilk intibah ilk birkaç dakika içinde anlaşılmaktır. Kendinizi iş görüşmesine giden olarak değil de, iş görüşmesini yapan olarak düşünmeye çalışın ve kendi dış görünüşünüze nasıl bir çeki düzen verirseniz karşı tarafı etkileyeceğinizi düşünün. Unutmayın işi çok iyi bilseniz de bir şirket sadece işi bilen birisini aramaz. Kendi yapısına uygun, kendisini temsil edecek birisi olmanızı da önemser. Yani sizin işi bilmenizin yanı sıra çok moda tabiri ile prezentabl olmanız da şirketiniz.





c- İş Görüşmesi Anında yapılan hatalar:





İş görüşmeleri herkes için çok ta kolay geçmeyen ve bazılarımız için sıkıntılı ve gergin geçen görüşmelerdir. İş görüşmesi anında bir çok aday gerginlikleri yüzünden oturuş biçiminden, konuşma biçimlerine, vücut dillerinden, ses tonlarına kadar birçok hata yaparlar. Öyle ki birçok aday görüşmeyi hayatlarının en önemli haline getirince olduklarından daha farklı davranmaya çalışırlar. Ancak adayın bu maskesi tecrübeli bir görüşmeci tarafından kısa sürede anlaşılır ve bu defa da görüşmecide adaya karşı bir güvensizlik oluşur. Bu defa görüşmeci acaba bu kişi yalan mı söylüyor veya neden çelişkili davranışlarda bulunuyor düşüncesine kapılabilir. Yine bazı adaylar da görüşme sırasında son derece saygısız ve nezaketten uzak davranabilmekteler. Örneğin bir takım görgü kurallarına bile dikkat etmezler. Bağırarak konuşanlardan, elini masaya vurarak konuşanlara, ukelaca cevaplar verenlerden, kabadayı gibi konuşanlara vb. daha bir çok davranış görülebilmektedir. Yine bazı adayların sinirli sinirli verdiği cevaplar, bazılarının oturuşlarının bacak bacak üstüne atılması gibi unsurlar iyi bir görüşmeci tarafından gözden kaçmaz. Öyleyse adayların sayfı ve nezaket çerçevesinde konuşması, sorulan sorulara evet, hayır, bilmem, olabilir deyip kısa kesmemesi, görüşme sırasında bıkmadan her soruyu akıcı ve yeterli uzunlukta belirtmeye çalışması, kısacası görüşmecinin sorduğu sorulara tatmin edici yanıtlar vermeye çalışması yerinde olacaktır. Aynı zamanda vücut diline dikkat etmesi, sinirlenmemesi, alınmaması dikkat etmesi gerekeli unsurlardandır diyebiliriz.





2- İnsan Kaynakları Birimlerinin Hataları:





Özellikle ülkemizde insan kaynakları departmanları yeni yeni kurulmaya başlansa da batıda ilk insan kaynakları uygulamaları 19.YY başlarında gelişmeye başlamıştır. Ülkemizde ise 1980 yıllarına kadar özellikle personel birimleri ; evrak, özlük işlemleri dışında herhangi başka bir şey yapamamış bu da ülkenin sanayi kuruluşlarının insan kaynaklarını tanımlarında ve anlamalarında zaman kaybına neden olmuştur. Hala birçok şirket patronu ve çalışanlar insan kaynaklarının gereksiz olduğuna inanmaktadır. Onların böyle düşünmesine neden olan en büyük etken insan kaynakları çalışanlarının kendilerini yeterince ifade edememesinden dolayıdır. Halbuki insan kaynakları departmanları görevlerini hakkıyla yaptıklarında bir şirketi oluşturan personelin doğru bir şekilde seçilmesi ve varolan mevcut çalışanlarında işlerini verimli olarak yapmalarına yardımcı olurlar.





Ülkemizde insan kaynakları çalışanlarının önemli bir kısmı özellikle insan psikolojisi konusunda yeterli yetkinliğe sahip olmadıkları için görüşmecilerle çoğu zaman tatsız olaylar yaşanmaktadır. Bu tatsızlığı elbette ki tartışma ve kavga olarak düşünmeyin ama bir çok aday iş görüşmesinden hemen sonra görüşmecinin tavır ve davranışlarından rahatsızlık duymakta ve görüşmeden üzüntüyle ayrılmaktadırlar. Bunda en büyük etken deneyimsiz insan kaynakları çalışanlarının görüşme sırasında yargılayıcı, sinir bozucu jest ve mimikler kullanması, karşısında zaten heyecanla duran adayı rahatlatmamaları ve görüşmecinin adaya tepeden bakma eğiliminde bulunmasıdır. Bazı insan kaynakları çalışanları insanlara öyle sinir bozucu yaklaşırlar ki adeta onu küçük düşürürler. Önemli bir kısmı da durumun böyle olduğunu görüşme sırasında ve sonrasında anlamazlar. Bazı görüşmeciler de görüşecekleri adayları söz verdikleri görüşme saatlerinde kabul etmezler de saatlerce bekletirler. Kimileri bunun bir stres testi olduğunu düşünse de bunun etik bir davranış olduğu kanaatinde değilim. Adı stres değil de depresyon mülakatı da olsa sizinle görüşmeye gelen daya bu şekilde yaklaşmak haksızlıktır. Zira görüşmecinin stres ve kişilik faktörlerini görüşme sırasında kendi kendine anlayamayan bir insan kaynakları çalışanı zaten o işi bilmiyordur düşüncesindeyim. Adı her ne olursa olsun adaylar o şirketin misafirleridir ve başından olumsuz bir şey geçen her aday sizin şirketinizi başka başka insanlara negatif yönleriyle anlatacaklardır. Oysa bir şirket imajını dinç tutmak adına TV veya çeşitli mecralara milyonlarca dolar para akıtabilir. Ama kanaatimce kötü davranılan her aday başka başka insanlara bunu anlatacaktır. Unutmayın ki kulaktan kulağa yayılan söylemler, bir TV reklamından daha güvenilir bulunur. Birçok insan kendi arkadaşlarından ve çevrelerinden öğrendiklerine, TV’den duyduklarına göre daha çok itimat ederler. Sizlere kendi başımdan geçen bir iş görüşmesini anlatmak istiyorum. 2003 yılında Türkiye’nin en büyük bisküvi ve çikolata üretici olan şirket (ki bu şirketin milyonlarca dolarlık reklamı TV’lerde her an görülmekte ve bu kadar reklamı olumlu bir imaj vermek adına yapmaktalar) ile iş görüşmesi yapmıştım. Görüşme tam 3,5 ay sürdü ve nihai görüşmede beni saat 10.00 diye çağırdıkları görüşmeye önce 13.00’e ertelediler daha sonra sırasıyla 14.00, 15.00 ve derken nihayet 16.00’da beni içeri alarak büyük bir nezaketsizlik göstermişlerdi. Aradaki bekleme sürem ile birlikte toplam 6,5 saatlik beklemeyi hala unutamıyorum. Bugün olsa pek muhtemeldir ki Allah bilir ya hiç beklemek istemem. Üzerimde takım elbise ile yaz sıcağında nasıl terlediğimi ve görüşme için yarım saatte erken geldiğim düşünülürse gerisini siz düşünün. Üstelik zoraki girdiğim bu görüşme şirketin genel müdürü tarafından yapılmıştı. Yani bunu yapan genel müdürdü.
Genel müdürün bile bu şekilde davrandığı bir şirketin çalışanı olunur mu ? varın siz düşünün. Üstelik görüşmeye girdiğimde odada başka bir şirketten misafiri vardı. Bu arada genel müdür çalışma masasında yemek yiyordu. Özgeçmişimi masanın üstünde gördüğümde ve sorduğu bir takım yanlış sorulardan sonra özgeçmişimi hiç incelemediğini de o anda anladım. Yani sayın genel müdür benim özgeçmişimi ilk defa görüşme sırasında inceliyordu. Görüşme başladıktan sonra, görüşme bitene kadar bir benimle bir karşısındaki misafiri ile konuşuyordu. Hem de havadan sudan konulardan. Sonuç olarak görüşmenin sonucunu tahmin etmeniz hiç te zor olmamıştır sanırım. Aynı şirket ile bir sonraki yıl bir kez daha görüştüm başka bir pozisyon için.
Ve o zaman kendilerine neden böyle davrandıklarını sorduğumda size göre neden dediler ve bırakmışlardı. Verdikleri cevap bu. Ve o şirkete karşı tüm olumlu yargılarım bir daha düzelmemek adına olumsuza döndü ve hala olumsuz düşüncem sürmektedir. Kendilerince bunun bir stres mülakatı mı olduğunu sanıyorlardı ya da iş yapma biçimleri bu kadar ciddiyetsiz miydi bilinmez ama bu görüşme benim hayatım boyunca unutmayacağım görüşmeler arasındaki yerini almıştı. O yüzden bir görüşme nasıl yapılmaz diye sorduklarında önce bunu anlatırım.





Sonuç olarak insan kaynakları birimlerinin özellikle gelen adaylara karşı nezaketi elden bırakmaması, onları misafirleri gibi görmesi, ikramda kusur etmemesi ve görüşme saatlerine riayet etmesi çok önemlidir. Yine görüşme sırasında adayın özgeçmişini daha önceden incelemiş olması ve soracağı soruları yargılayıcı veya köşeye sıkıştırıcı olarak değil de tamamen adayı tanımak adına sormasının daha hayırlı olacağı kanaatindeyim. Yine görüşme sırasında adaya nazik olmak, art niyetli ve açık arayıcı konumunda olmak bir görüşmeci için son derece tehlikelidir. Zira en eğitimsiz insan bile kendisine karşı art niyetli bir tutum olduğunda bunu anlar. Öyleyse görüşmecinin sıcak ve samimi olması, sadece adayı tanımaya yönelik, önyargısız sorular sorması başarılı bir görüşmenin temel şartlarındandır. Zira insanları tedirgin ederek bir şeyler saklamalarına sebep vermek daha kötüdür. Oysa görüştüğünüz adaya vereceğiniz güven adayın size daha sıcak ve samimi cevaplar vermesine yardımcı olur. Özellikle ülkemizde psikoloji ve psikolojik danışmanlık mezunlarının özellikle işe alım pozisyonlarında başarılı olabilecekleri kanaatindeyim. Zira insan kaynaklarında çalışan işletme, iktisat, mühendis kökenli bir çok insan kaynakları çalışanının da özel bir psikoloji eğitimi alması kendi lehlerinde olur. Çünkü bir çok ik çalışanı insan kaynaklarında özellikle görüşme yapmayı kendi yöneticilerinden model alarak veya spontane olarak yapmakta bu da işi yanlış yapmalarına ve işi yanlış öğrenmelerine neden olabilmektedir. Yine adının içinde insan geçen bir departmanın insani olmaması düşünülemez. Özellikle ülkemizde mühendis kökenli insan kaynakları yöneticileri insanı da bir makine gibi düşünmekte ve ona göre yaklaşımlar getirmektedir. Verimliliği artırmak adına insanların çalışma sürelerini artırmaktalar ve insanları tıpkı robotlar gibi stabil işlerde yıllar yılı çalıştırmaktadırlar. Oysa çalışanların belirli pozisyonlarda 3-4 senede bir rotasyona tabi tutulması veya kariyer planlamaları çerçevesinde kariyer planlamalarının daha iyi bir pozisyonla yapılması şarttır. Bununla birlikte etkili bir ödüllendirme sisteminin kurulması ve beyaz yakalı ve mavi yakalı çalışanların hep birlikte aynı sosyal faaliyette bulunmaları sinerjiyi artırmak adına son derece faydalı olacaktır. Zira insan duygusaldır ve kalbi vardır. Duyguları vardır. Bir çalışanın duygusal olarak çalıştığı şirkete başlı olması takım çalışmasını artıracağı gibi o şirketteki verimliliği de artıracaktır. Bugün Toyota bu hale çalışanlarına verdiği destekle gelmiştir. Öyleyse insan kaynakları bir bütün olarak önem verilmesi gereken ve doğru kullanılması gereken bir birimdir. Sadece laf olsun diye kurulan insan kaynakları birimleri ise çalışanlarının güvenini kaybetmekten öteye geçemez.





Psik. Dan. Selçuk Arıcı

İnsan Kaynakları Uzmanı

selcuk@diyalog.com

www.motivasyoncu.com

selcuk@motivasyoncu.com